12 3 6 9
00 : 00 : 00 --
TCMB
USD
EUR
döviz alış
5.5398
6.1414
döviz satış
5.5497
6.1524
efektif alış
5.5359
6.1371
efektif satış
5.5581
6.1617
,
Bugün
°C   °C
Yarın
°C   °C
 

DİŞ SAĞLIĞI VE HASTALIKLAR
300

Ağız ve Diş Sağlığının Sistematik Hastalıklarla İlişkisi

Astım :
Astım iltihaplanma ya da allerjik nedenlerden dolayı bronşların büzülmesi sonucu ortaya çıkan solunum sistemi ile ilgili kronik bir hastalıktır. Dişhekimi astmalı olduğunu tespit ettiği hastada, astmanın başlangıç yaşını, astmanın tipini, nöbetlerin sıklığını ve ciddiyetini, nöbetleri başlatıcı faktörleri, hastanın kullandığı ilaçları tespit etmeye yönelik sorular sormalıdır. Bu nedenle hastaların dişhekimine hastalıkları hakkında yeterli bilgi vermeleri önemlidir. Devamlı ilaç tedavisi altında olmalarına rağmen, sık astma krizleri hikayesi olanlar, diş tedavisi açısından ciddi risk grubu hastalardır ve doktor konsültasyonundan sonra değerlendirilmelidirler. Dişhekimine gelmenin yarattığı psikolojik ve tedavinin verebileceği fizyolojik stresler krizin gelişmesine neden olabilmektedir. Hastanın öyküsünden öğrenilen astım bilgisi dişhekiminin özel önlemler alması için yardımcı olacaktır. Barbituratlar, narkotikler, aspirin ve penicillin ialçları krizin gelişmesine neden olabilmektedirler bu nedenle bu ilaçların kullanımından sakınılmalıdır. Eğer hastanın özel bir maddeye karşı allerjisi varsa bu maddenin tedavi yapılacak ortamdan uzaklaştırılması sağlanmalıdır. Astmalı hastaların bir kısmında nöbetler alt ve üst solunum yollarının bakteriyel ve virütik enfeksiyonlarını takiben oluşmaktadır. Bu nedenle, solunum yolu enfeksiyonlarının mevcut olduğu hastalarda diş tedavisi; akut astma krizinin ortaya çıkma riskinden dolayı ertelenmelidir. Ayrıca ağızdaki periodontal ve periapikal enfeksiyon odaklarının ortadan kaldırılması, astma krizlerinin önlenmesinde faydalı olduğundan dolayı önemlidir.

Astım hastalığında kullanılan bir kısım ilaçlar dişlere ve dişetlerine zarar verebilmektedir.
Astım tedavisinde kullanılan toz halinde aerosol olarak kullanılan bazı ilaçlar ağız ortamındaki pH nın artmasına neden olmaktadırlar. Bu durum özellikle çocukların dişlerinde erozyonla yol açmaktadır. Ağız pH sının normal seviyede tutulabilmesi için "Pulmicort", "Ventolin" ve "Serevent" gibi inhaler astım ilaçları kullanan kişiler ilacı her kullanımından sonra ağızlarını su ile iyice çalkalamaları, diş minesini güçlendirmek için günde üç kez foridli bir diş macunu ile dişlerini fırçalamaları gerekmektedir. Astım hastalarında tükürük salgısı azalmıştır. Bu durum ağız kuruluğu (kserostemi) na yol açarak diş ve diş eti sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Hipertansiyon :
Hipertansiyon sistemik arteriyal kan basıncının sürekli yükselmesi olarak tarif edilir. Arteriyel kan basıncı; yaş artmasına bağlı olarak normal bir yükselme göstermesine rağmen, diastolik kan basıncının 90mmHg, sistolik kan basıncının 140mmHg’nin altında olması normal tansiyon değerleri olarak kabul edilir. Sistolik ve diastolik kan basınçlarını her ikisinin veya sadece birisinin bu değerlerin üzerinde olması hipertansiyon varlığınından sözettirir. Hipertansiyon dişhekimi açısından diş tedavisini etkilemesi ve tedbirler alınması gerekmesi açısından kritik rol oynar. İyi kontrol edilemeyen esansiyel hipertansiyonlu hastalarda ağrı, stres gibi uyaranlara aşırı tepki söz konusu olduğundan; bu hastalarda diş tedavisi sırasında kan basıncı akut olarak yükselebilir ve angina, konjestif kalp yetmezliği veya nadiren bir serebrovasküler olay (felç, kanama v.b) gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu sebeple; hipertansiyonlu hastaların diş tedavisine başlamadan önce; kan basıncı ölçümleri yapılmalı ve şüphelenilen vakalarda doktor konsültasyonuna gidilmelidir. Kontrol altına alınmamış hipertansiyonlularda ideal diş tedavi planı hazırlamak mümkün değildir. Doktor tarafından kontrol altına alınmamış hafif ve orta hipertansiyon vakalarında; konservatif diş tedavileri ve basit cerrahi müdaheleler yapılabilir. Daha komplike cerrahi müdahalelerin tıbbi tedavi ile hipertansiyonları kontrol altına alınıncaya kadar ertelenmeleri, ertelenemiyorsa doktor konsültasyonundan ve akut hipertansiyonu önleyici tedbirler alındıktan sonra yapılması uygundur. Diş tedavisinin neden olduğu anksiyetenin kontrolü, hipertansiyonlu hastalarda en önemli konulardan biridir. Yapılan dental girişimlerin zorluğu arttıkça stresi de artar. Stresin hipertansif krizlere yol açabileceği düşünülürse, diş tedavisi öncesinde sedasyon uygulanması gereklidir. Kontrol altına alınmamış hipertansiyonlularda geniş cerrahi müdahalelerden sonra kanamalara zaman zaman rastlanmaktadır. Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri, diş tedavisini zorlaştırdığından dolayı dişhekimi, hastanın kullandığı ilaçları ve dozları öğrenmelidir. Bazen, hipertansiyonlu hastalarda hiçbir lokal sebebe bağlı olmaksızın dişağrısı şikayetleri olabilir. Bu ağrının sebebi; pulpa dokusundaki kan basıncının artışına bağlı olarak meydana gelebilen pulpa konjesyonu veya pulpa hiperemisi olabilir. Hipertansiyonlu hastalarda uzun süren diş tedavileri strese neden olabilmektedir. Bu sebeple, seanslar kısa tutulmalı, tedavi sırasında son derece nazik çalışılmalı ve strese nende olabilecek lüzumsuz acecilikten kaçınılmalıdır.

Diyabetli hastalarda ağız bulguları :
Kontrol altında olmayan diyabette enfeksiyon ve kötü yetersiz yara iyileşmesi riski vardır. Kan-glikoz seviyesi kontrol altına alınmamış hastalarda çeşitli ağız içi bulgulara rastlanır. Bunlar; kemik erimelerinin olduğu ve iltihabi dişeti değişikliklerinin görüldüğü periodontal hastalıklardır. Ayrıca bu hastalarda dehidratasyona ve candida (mantar) enfeksiyonuna bağlı ağrılı glossit şikayetleri olabilir. Mukozada yanma, hissizlik, ağrı, ülserasyon görülebilir. Kontrol altında olan hastalarda da periodontal hastalıklara sık sık rastlanmaktadır.
Diyabetlilerde ağız kuruluğu ve tekrarlayan apselere de sık olarak rastlanmaktadır.
Diyabetli çocuklarda sürme anomalileri sık olarak görülür. On yaşından önceki dönemde erken sürmeler görülür iken bundan sonraki dönemde ise sürme gecikmeleri görülür.
   
Diyabetli hastalar diş tedavisi boyunca nelere dikkat etmeliler?
Diyabetli hastalarda tedavi öncesi açlık kan şekerinin bilinmesi enfeksiyon riski ve yara iyileşmesinin şekli açısından önemlidir. Diyabet hastası insülin kullanıyor ise normal öğününü yemeli ve ilacını alarak dişhekimine gelmelidir. Hastalar randevularını sabah ve öğlen arası bir saatte almalıdırlar, ve ani bir şeker düşüşü (insülin reaksiyonu) hissettikleri anda bunu hekime söylemelidirler. Diyabetli hastalara uygulanan hareketli protezlerin vurması durumunda oluşabilecek yaraların ilerlemeden ve enfekte olmadan, hastaların protezler teslim edildiği andan itibaren sık sık kontrole çağırılmaları gerekmektedir. Diyabetli hastalarda kandaki şeker miktarına ve kullanılan ilaçların türüne bağlı olarak tükürük miktarı ve kalitesinde değişiklikler görülebilir. Tükürük tam dişsizlik durumunda uygulanan tam protezlerin tutuculuğunda çok etkilidir. Bu nedenle tükürük salgısı az olan hastalarda tutuculuğun diğerlerine göre az olacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Diyabetli hastalar enfeksiyonlara daha açık olmaları ve yara iyileşmelerinin daha geç olması nedeniyle ağız bakımlarına çok önem göstermeli ve düzenli dişhekimi kontrollerini ihmal etmemeleri gerekmektedir.

Tiroid :
Hipertiroidli hastalarda, enfeksiyon, travma, cerrahi işlemler ve stres bir krize neden olabilir. Kontrol altında olmayan vakalarda epinefrin ve diğer vazopresörler kullanılmamalıdır. Bu hastalarda akut enfeksiyon olursa hekimi ile konsültasyona gidilmelidir. Ağız komplikasyonu olarak ilerleyen periodontal hastalık, osteoporöz, yaygın diş çürükleri, süt dişlerinin vaktinden önce düşmeleri ve daimi dişlerin erken sürmeleri, erken çene gelişmesi görülür. Dilin arka üst kısmında tümör gibi görünen büyümeler cerrahi olarak çıkartılmadan önce fonksiyonel tiroid dokusu olup olmadığı saptanmalıdır. Hipertiroidili hastalarda diş tedavilerinde daha çok konservatif yöntemler seçilmelidir, antibiyotik, analjezik kullanılmalıdır. Konsültasyon unutulmamalıdır.

Hipotiroidizm :
Ciddi hipotiroidili hastalarda travma, cerrahi işlem ve enfeksiyona bağlı olarak hipotiroid koması gelişebilir.
Hipotiroidli hastalarda ağızda büyümüş bir dil, diş sürmelerinde gecikme ve maloklüzyon vardır.
Tıbbi yönden gözetim altında olan hipotirodililerde normal diş tedavi planlaması uygulanır.   

Radyoterapi :
Baş boyun bölgesindeki kanserlerin tedavisi için uygulanan rayoterapiden önce hastaların kapsamlı bir ağız diş muayenesinden geçmeleri şarttır. Radyoterapi sırasında uygulanan iyonize radyasyon kemik ve yumuşak doku üzerinde çeşitli hasarlara yol açar.

Işın tedavisi öncesinde ne yapılmalıdır?
 - Ağızdaki kökler, kök ucu iltihaplı dişler, kistler, kemik erimesi olan dişler ortadan kaldırılmalıdır.
 - Hatalı yapılmış köprü, keskin kenarlı dolgu, dudağı kesen sert kenar, eski protezler düzeltilmeli.
 - Ağız bakımı eğitimi çok iyi verilmelidir.
 - Sistemik etki gösteren ya da gösterebilecek gizli enfeksiyon odağı (fokal enfeksiyon) tetkiki yapılmalıdır.
 - Yarı gömük dişler ortadan kaldırılmalıdır.
 - Radyoterapiye çekimden en az 10 gün sonra başlanmasında yarar vardır.
       
Radyoterapi başladıktan sonra ağızda görülen reaksiyonlar
 - Mukozalarda kızarıklık (Eritem): radyoterapi başladıktan 1-2 seans sonra görülen erken belirtilerdendir.
 - Hassasiyet
 - Tad alma duyusunda bozulma: yemek yeme ve yutma zorlaşır.
 - Hiperemi: Ülserasyona döner. Tedavi süresince devam eder. Tedavi kesildikten sonra ortalama 2 ay içinde mukozalarda düzelme görülür.

Hastanın öncelikle ağız hijyeni iyi olmalıdır. Çok ağrılı ise; lokal anestezik içeren sprey, ağrı kesici etkili ağzı gargarası kullanılabilir. Hasta ekşi, acı yiyemez. Mütearik protezi kulanamaz. En fazla yanak içi, dil, ağız tabanında ülserlere rastlanır.
       
Tükürük bezleri ile ilgili zararlar:
Tükürük miktarı azalır, buna bağlı ağız kuruluğu gerçekleşir. Tedavi dozu hafif ise bu zararlar geri dönüşebilir zararlardır, tedavi sonrasında tükürük eski haline döner. Fakat tedavi dozu yüksek ise, geri dönüş zordur. Radyoterapi, tükürük salgısının vizkozitesinin, kalitesinin bozulmasına sebep olabilir. Bu gibi durumlarda dişhekimine danışarak suni tükürükten yararlanılabilir. Fırsatçı enfeksiyonlar görülebilir. Oral candidiyazis (mantar enfeksiyonu) görülürse, doktor tavsiyesi ile bir ağız gargarası kullanılabilir. Kole çürüklerine rastlanabilir. Koruyucu amaçlı topikal florid uygulamaları yapılabilir. Radyoterapi süresince hasta yakından takip edilmeli ve haftalık florid uygulamaları yapılmalıdır. Diş çürümelerini hızlandırıcı gıdaların alımı kısıtlanmalı ve periyodik kontrollere devam ederek gerektiğinde konservatif tedaviler yapılmalıdır.
       
Radyoterapi gören hastalarda diş çekilmesi gerektiğinde dikkat edilecek hususlar:

 - çekim öncesi antibiyotik uygulaması.
 - en az travmaya yol açacak şekilde çekim yapılması.
 - çekim boşluğuna tükürüğün ve dolayısıyla ağız mikroflorasının kaçmasının önlenmesi.
 - Alveol kenarlarında keskin kemik kenarlarının kalmasının engellenmesi
 - Alveol soketine rezorbe olabilen antibiyotikli patların yerleştirilmesi
 - Yara kenarlarını yakınlaştırılarak dikilmesi.

Bunlara dikkat edilmediği takdirde osteoradyonekroz oluşma olasılığı çok yüksektir

Radyoterapi görmüş hastalarda aradan çok uzun zaman geçmiş olsa bile diş çekimi öncesi proflaksi yapılması gereklidir. Bu nedenle hastalar hayatlarının herhangi bir döneminde radyoterapi görmüş iseler mutlaka doktorlarını bilgilendirmelidirler.

Ağız kokusu :
Günümüzde toplumun %30 unun kötü ağız kokusu (KAK) ile karşı karşıya olduğu ve kadınlarda daha sıklıkla rastlandığı belirtilmektedir. İnsanlar, koku sinirlerinin zamanla ortama adapte olmaları nedeni ile kendi ağız kokularını objektif olarak değerlendirememektedirler. Kişilerin ağız kokusu sorunu ile karşı karşıya olup olmadıklarını kendi kendilerine saptayabilirler.

Bu iş için oldukça basit birkaç tane test yöntemi önerebiliriz:
 - Bir parça mumsuz ve kokusuz diş ipi üst büyük azı dişlerinin arasına yerleştirilir ve çıkartıldıktan sonra 45 saniye beklenir.
 - Veya dil iyice dışarıya çıkartılır, Bir gazlı bez parçası ile dil ucundan tutulur ve bir başka gazlı bez ile dil kökü sıyırılır.

45 saniye beklenir. Koklanır. Bu süre sonunda hoş olmayan bir koku algılanırsa KAK sorununuz var demektir.
   
Kronik ağız kokusunun (KAK) nedenleri:
Kronik ağız kokusunun oluşmasında diş çürükleri, diş eti hastalıkları, aft lar, uyumsuz ve kötü kullanılan protezler ve ağız kuruluğu gibi fakrörler rol oynamakla birlikte; sorunun esas nedeni ağız içerisindeki yumuşak dokularda özellikle dil kökündeki oluşan aneorop bakteri birikimidir. Nadir olarak ağız kokusuna ağız dişı etkenler sebep olabilmektedir. Bu nedenlerin başında sinüzit, polip gibi burunla ilgili hastalıklar gelir. Bu oluşumlar burundan hava girişini engelleyerek burun mukozasının kurumasına yol açarak burada kötü kokunun oluşmasına neden olur. Bu durumda kötü koku ağızdan ziyade burundan gelmektedir. Çocuklarda burundan gelen kokularda burna yabancı madde kaçıp kaçmadığı araştırılmalıdır. Buruna yabancı madde kaçması sonucu oluşan koku KAK dan hafif peynirimsi kokması ile ayrılabilmektedir. Tükürük akış hızı ve miktarındaki azalma ağız kuruluğu artıcı etkenler arasındadır. Agız kuruluğunda normalden daha az olan tükürük dil üzerinde oluşan sülfür bileşiklerini yeterince yıkayamaz bu şekli ile ağız kokusunun artmasına neden olur. Ağız kuruluğunun bir diğer olumsuzluğu da tükürük azlığının ortamdaki oksijen azlığına da neden olmasıdır. Ağız ortamındaki oksijen azlığı aneorob ortamın oluşmasına yol açmaktadır. Bademcik iltihaplanmaları devamlı ağız kokusu oluşmasına neden değildir. Ancak enfeksiyon sırasında geçici bir ağız kokusu söz konusudur. Bunların dışında bronşial ve akciğer enfeksiyonları, böbrek yetmezlikleri, bazı tür kanserler, metabolik fonksiyon bozuklukları da KAK na neden olabilmektedir. Ancak bunlar toplam KAK olguları arasında çok az yer tutmaktadır. Yaygın olan bir düşüncenin aksine KAK sindirim sisteminden kaynaklanmaz. Çünkü yutak normalde kollapse haldedir bir başka deyişle sadece gıdaların akışına izin verir. Sadece geğirme olayında ters hava akışı oluşur ki bu da kronik KAK nun oluşması için yeterli neden değildir. Stres ağız kuruluğu yol açtığı için halitosisin oluşma nedenlari arasında sayılmaktadır. Kullanılan bazı ilaçlar da KAK na neden olabilmektedir.
   
Tedavi :
Tedavinin temelinde etkili ve tam ağız diş bakımı yapılmalıdır. Bu iş için özel dil kazıyıcıları kullanılabildiği gibi diş fırçası da kullanılabilir. Tedavide kullanılan ajanlardan en önelmlilerinden biri de ağız gargaralarıdır. Ağız kokusu olan kişiler alkol içeren ağız gargaraları kullanmamalıdırlar. Alkollü gargaralar ağız kuruluğuna neden olarak KAK için uygun zemini yaratırlar.


Azaltılması gereken gıdalar:
 - süt ve süt ürünleri
 - kahve, çay
 - sigara
 - baharat ve baharatlı yiyecekler.
 - Alkol ve alkol içeren gıdalar
 - Şekerli sakızlar

Her fırçalama sonrası dil temizlenmeli. Ağız bakımına çok özen gösterilmeli. Günde en az 10 bardak su içilmeli.

Aft :
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Ortaya çıkış nedeni olarak
 - kan hastalıkları,
 - demir eksikliği, vitamin eksikliği, çinko gibi element eksikliği
 - hormonel düzensizlikler,
 - nörojen ve psişik bozukluklar, stres,
 - gastrointestinal bozukluklar,
 - allerji gibi çeşitli faktörler düşünülmüştür.
 - mikrotravmalar (yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar)
 - bazı yiyecekler (Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler) etkili olabilir.

Fazla sigara içenlerde genellikle rastlanmamaktadır. Nedeni ise keratinizasyonun artmasıdır. Diş macunları içinde temizleyici özelliği arttırıcı köpük yapan "sodyum lauryl sulhate" (SLS) maddesi mukoza hücrelerinin yıkımını arttıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir. Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom´s of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.) Bazı sistemik hastalıklarda sürekli ve sık görülen aftlara rastlanabilir. Bu gibi durumlarda hastanın Behçet hastalığı açısından sorgulanması uygun olur. Ayrıca birçok malign ve otoimmun hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlara rastlanabilir. Aftların herhangi bir etkeni olmadığı için yaradan, sağlıklı dokuya bulaşma gibi bir riski yoktur. Ancak aftların açılması durumunda ağızda bulunabilecek birçok bakteri bu aftların enfekte yara olmasına sebep olabilirler.

Uçuk :
Uçuk, Herpes simplex adlı virüsün neden olduğu ağız içi ve ağız dışında içi su dolu baloncuklar şeklinde ortaya çıkan lezyonlara denir.

Uçuk neden nükseder?
Bu lezyonun etkeni olan virüs, kişinin vücuduna bulaşıp uçuğu meydana getirdikten sonra, uçuk tedavi edilse dahi sinsice vücutta bekleyebilir. Vücudun direnci azaldığı an (stres, adet dönemleri, hamilelik, aşırı yorgunluk, uykusuzluk, dengesiz beslenme…) virüs aktif hale geçer ve yeniden uçuk oluşturur. Direncin düşmesi sonucu tekrar başlama eğilimi gösteren uçukların oluşmasında diğer yardımcı faktörler de, güneş ışınları, hormonal düzensizlikler olarak sıralanabilir.

Uçuğun belirtileri nelerdir?
Uçuk çıkmadan 0-24 saat önceden kendini belli eder, karıncalanma, yanma, sızlama hissedilir. Daha sonra bunu o bölgenin kaşınması, şişmesi ve içi sıvı dolu kabarcıkların çıkması izler. Bu kabarcıklar konuşurken, gülerken, yiyip içerken acı ve ızdırap verir. Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara halini alır.

Uçuk nasıl bulaşır?
Uçuğun başlama dönemi, gelişmesi ve enfeksiyonu dışarıya akıttığı 3 farklı dönemi vardır.Uçuk, ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında bulaşıcıdır. Fakat bulaşma riskinin en yoğun olduğu dönem yaranın patladıktan sonraki dönemidir. Uçuğu olan bir kişinin kullandığı, havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalardan ve uçuklu kişinin öpmesi sonucu bulaşır. Uçuk virüsü (Herpes simpleks) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-5 yaş) tanışır. Uçuğa dokunulmamalıdır. Dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır. Bayanlar makyajlarını çıkarırken özellikle çok dikkat etmelidirler. Kesinlikle gözlere dokunulmamalıdır. Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemelidir. Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir. Yerken, içerken kullanılan malzemeler özellikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır.
Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara uçuk virüsü bulaştırırken, uçuk yarasına da diğer mikroplar bulaştırılmış olur.)

Kontrol edilebilir mi?
Öncelikle uçuğun nüksetmesine sebep olan durumlardan sakınmak gerekir. Örneğin strese bağlı olarak gelişir ise; stresimizi azaltacak gevşeme tekniklerini öğrenmek. Yorgunluk ve uykusuzluk sebep ise; dinlenmek ve iyi uyumak. Güneş sebep oluyor ise; dudaklar için koruyucu krem ya da yüksek koruma faktörlü güneş yağı kullanmak ve şapka ile yüzü güneşten korumak gerekir. Tüm alınan önlemlere rağmen uçuk yine de nüksedebilir. Ön belirtiler (karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama) hissedildiğinde, doktora danışarak, o noktaya kısa aralarla antiviral bir uçuk kremini uygulanabilir. Uçuk ya hiç çıkmayacaktır ya da çıksa bile hafif seyredecektir. Ağrı kesici ilaçlar ve buz uygulamak ağrıyı azaltabilir.
 
Uçuk ve aftın farkı nedir?
Aft sadece ağız içinde çıkar, uçuk ağız dışında da çıkabilir.
Uçuğun etkeni virüstür ama aftın etkeni virüs değildir.
Uçuk bulaşıcıdır, aft bulaşıcı değildir.

Sindirim sistemi ve dişler :
Mide bağırsak şikayetlerinin ağız boşluğunda da etkileri vardır. Dilin içki alınan günlerin ardından paslı görünüm alması,mide hastalarında görülen kötü ağız kokusu,kabızlık çekenlerdeki dişeti iltihapları… gibi. Dişler sağlıklı değilse bu durum sindirim güçlüklerine de yol açabilir. Alınan küçük lokmalar tükürükle iyi karışırsa,sindirimin ilk aşaması olan ağız sindirimi tam gerçekleşmiş olur ve mide gereksiz yere asit salgılamaz.

Ağız kanserleri :
Erken safhada ağrısız olan ağız kanserleri,genellikle ağız hijyeni yetersiz kimselerde daha sık görülür. Sigara içenler ve alkolikler yüksek bir risk grubu oluştururlar. Sigara içenlerde,içmeyenlerden beş kat daha fazla oranda kansere yakalanma ihtimali vardır. Bununla birlikte tüm ağız kanserlerinin % 90’ı erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir.

Fokal enfeksiyon ve dişler :
Granülom ve kistlerin içinde veya tam doldurulamayan kanallarda kalan bakteriler üreyerek vücut için enfeksiyon odağı teşkil ederler. Fokal enfeksiyon adı verilen bu kavramın önemi iltihap odaklarının ortadan kaldırılmasıyla sistemik belirtilerin düzelmesinden anlaşılır.

Kalp hastalıkları ve dişler :
Endokardit adı verilen kalp içi zarı iltihabı’nın başlıca etkenin diş enfeksiyonları olduğu kesin olarak anlaşılmıştır.Diş enfeksiyonu ,diş kökünün ucundaki enfekte alan (granülom,kist gibi ) perodontal cep veya yarım doldurulmuş bir kanal olabilir.Bu nedenle,böyle kalp hastalığı olanlarda bütün bu odakların ortadan kaldırılması zorunludur. Kalp hastalarının dişhekimini bilgilendirmeleri gerekir. Anestezik madde seçimi ona göre yapılır. Kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar alınıyorsa hekime danıştıktan sonra çekim yaptırılır. Endokardit ve kapak hastalığı olanlarda alınması gereken önlemler,bir girişimden önce antibiyotik verilmesi; müdahalenin yapılması ve sonra da, bir süre ilaç alınması şeklindedir. En uygunu böyle durumlarda kalp hastalıkları uzmanı ile ortak hareket etmelidir.

Kan hastaları ve dişler :
Bazı kan hastalıkları dişetinde belirti verir. Mesela lösemi de dişetinin morumtırak rengi ve görünümü çok karakteristiktir. Dişeti kendiliğinden kanar. Hastalığın ilk defa bir ağız ve diş muayenesi sırasında teşhis edildiği vakalar vardır. Ayrıca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemide de dişetinin soluk, beyazımsı görünüşü karakteristiktir.