12 3 6 9
00 : 00 : 00 --
TCMB
USD
EUR
döviz alış
5.5398
6.1414
döviz satış
5.5497
6.1524
efektif alış
5.5359
6.1371
efektif satış
5.5581
6.1617
,
Bugün
°C   °C
Yarın
°C   °C
 


Telmessos Tiyatrosu :
Erken Roma döneminde yapılan ve M.S. II. yüzyılda onarım geçiren bu tiyatro yapılan kazı çalışmaları sonunda tiyatronun tüm unsurları ortayaçıkarılmıştır.
Bir diozoma ile iki oturma grubuna sahip olan tiyatronun üst oturma sıralarının tamamı kordon çalışmasında dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır. Mevcut 4 giriş ve çıkışlardan biri bozulmuş diğerleri sağlam kalmıştır. Tiyatroda bu günkü haliyle 2000-2500 kişi oturabilmektedir. tiyatronun orijinalindeki oturma kapasitesi ise takriben 6000 kişiliktir.

Amynthas Kaya Mezarları :

Kaya Mezarlarının tümü Helenistik dönemde yapılmış dolayısıyla Fethiye´nin yaşadığı tüm medeniyetlere tanıklık etmiştir. Bu mezarlar, döneminde soyulmuşlar  ve hristiyanlık döneminde de en büyük zararları görmüşlerdir.

Fethiye´nin güneyinde yer alan dik kayalık yamaç üzerine oyularak yapılmış 3´ü tapınak tipinde diğerleri sivil mimari örneklerini yansıtan  bir çok kaya mezarları bulunmaktadır. 3 tapınak tipinden olan 3 mezardan biri Harpapos´un oğlu Amythas´a ait olan er görkemli mezardır. Halk arasında "Kral Mezarı" diye bilinen bu mezar diğer iki mezara göre nispeten  daha sağlam kalmıştır. Öteki 2 mezarın sütunları ve mezar konturları ciddi zararlar görmüştür. Kral mezarının sütunları da  yıpranmış ancak henüz yıkılmamıştır. Tüm mezarlar doğal etkenler ve muhtemelen fiziki tahriplerde ciddi zararlar görmüştür. 

Kadyanda Ören Yeri

Fethiye´ye 24 km. mesafede Üzümlü Belediyesi´nin güney-doğusunda bir tepede kuruludur. Antik Çağda Kaunos-Araxa yolu üzerinde bulunuyordu. Kadyanda örenyerinde, kenti çevreleyen sur duvarının bir bölümü, kaya mezarı ve Likçe kitabeler en erken döneme tarihlenebilen kalıntılardır. Bunlardan ayrı olarak, Roma Döneminde de onarım görerek kullanımış Hellenistik Dönem Tiyatrosu, hamam, koşu pisti, agora, hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen tapınak kaşıntısı ve yoğun sivil yapı ileri, Kadyanda örenyerinin Antik Dönemde yerleşim geçirmiş tam bir kent özelliğini ortaya koymaktadır.

Pınar Ören Yeri
Şehrin Xanthos´tan gelen kolonistlerce kurulduğunu eski kaynaklardan öğreniyoruz. Tarihi bölge ile beraber anılması gereken Pınara İskender´e kapşarını açarak teslim olmuştur. Pınara´nın tarihi İskender´den çok önceye, Troy´ya kadar gitmektedir. Troya Savaş´nda Pınaralıokçu Pandaros´tan bahsedilir. Stroban ve daha sonraları Stephanos Byzantions Pınara´nın Lykia´nın çok önemli bir kenti olduğundan bahsederler. Lykia Birliği içinde üç oy hakkına sahip 6 şehirden biri olan Pınara İskender´in ölümüyle Bergama Krallığı´na bağlanmış daha sonra Roma´nın bir şehri olmuştur. Bu dönemde canlanmış ve imar edilmiş ancak 141 ve 240 yılındaki depremlerden büyük zarar görmüştür. M.S. IX. yüzyılda terk edilmiştir. 1957´de görülen depremde de hasar gören  dağdaki kayalar aşağı kaymıştır.

Şehrin akropolü, üzerinde mezarların yer aldığı yuvarlak bir kayadadır. Buraya güneyden kayaya oyulmuş merdivenlerle çıkmak mümkündür. Akropolün etrafı bir surla olup buranın Bizans Devri´ne kadar kullanıldığı doğu kısmındaki Bizans yapılarından anlaşılmaktadır.

Akroprlün doğu eteğinde yer alan Pınara harabelerinde zengin mimarî kalıntıların bulunması eskiden refah içinde yaşayan bir kent olduğunu göstermektedir.

TLOS ANTİK KENT :
Fethiye- Kızılcadağ - Korkuteli yolu üzerinde Kemer bucağına ulaşıldığında buradan güneye, daha sonra doğuya giden yoldan bugünkü adı ile Yaka’ya ulaşılır. İsmi Likya adı ile yazılı kitabelerde hava yada ilave şeklinde geçen Tios Ukya bölgesinin en eski yerleşim birimlerinden biridir. Bine ait bronz balta bu durumu kanıtlamaktadır. Yukarı akropolün batı yamacında bulunan Helenistik dönemine ait tiyatro kentin büyük oranda sağlam kalmış yapıları arasında sayılabilir. Erken Helenistik dönemine ait kilise kalıntısı ve roma dönemine ait hamam kalıntıları vardır.

BALBURA ÖREN YERİ :
Balbura ören yeri; Fethiye Gölhisar kara yolunun üzerinde Fethiye’ye yaklaşık 100 km uzaklıkta yer almaktadır. Balbura mevcut kalıntılardan anlaşıldığına göre, Hellenistik ve Roma devirlennde iskan edilmiştir. Roma devrine ait kitabeler bu konuda kuşkuya yer vermeyecek şekilde boldur. Balbura’nın Hellenistik devrinden itibaren, M.S. 3. Yüzyıl ortalarına kadar bölgedeki büyük yerleşme merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Balbura ören yeri 1649 m yükseklikteki güneye bakan bir tepenin yamaçları ile iki yanındaki vadilerde yer almaktadır.

GEMİLER KOYU VE St.NICHOLAS ADASI GEMİLER KOYU :
Gemiler Adası, Muğla iline bağlı, Fethiye Körfezi´nin güney ucunda, Fethiye´ye 9 km. mesafede bir adadır. Yörede Gemile Adası olarak bilinir. "Gemiler Adası" ismi bunun daha Türkçeleştirilmiş şekli olmalıdır.

Ada üzerinde Bizans İmparatorluğu döneminden kalma kilise kalıntıları bulunmaktadır. O dönemdeki adı Aya Nikola (Aziz Nikola) idi. Karşısındaki Gemile Koyu (Gemiler Koyu) ve plajı ve Gemile Vadisi (Gemiler Vadisi) ile birlikte bir doğa harikası oluşturan Gemile 1. Derece Doğal Sit Alanı´nı oluşturmaktadır.

GİRMELER MAĞARASI :
Muğla iline 162 km, Fethiye´ye 35 km. mesafede, Saklıkent yolu üzerinde, Girmeler (Gebeler) Köyü’ne 100 m. mesafede bulunan Girmeler Kaplıcası, Girmeler Mağarası içinde bulunmaktadır. Üç ayrı kaynağın sıcaklığı 36 C civarındadır. Kaynaklar mağara içinde bulunmaktadır. Kaynaklardan birinden dışarıya alınan su, Köy tüzel kişiliğine ait arazide yapılan kapalı havuza aktarılmıştır. Diğer kaynaklar, mağara içerisinde oluşturdukları havuzlardan sonra labirentler içerisinde kaybolmaktadır. Kaplıcanın bulunduğu mağaraların önünde 50 odalı konaklama tesisleri mevcuttur.

(Girmeler)Köyün adının sınırları içerisinde bulunan kaplıcadan almaktadır.Hatta köyün eski adı gebelerdir çünkü kaplıca gebe yani hamile olamayanlara iyi gelmektedir.Ayrıca kaplıcanın suyu insan hayatını bir nevi katlanılmaz kılan romatizmal hastalıklara da iyi gelmektedir. Ayrıca cilt ve deri rahatsızlıklarına iyi geldiği yapılan analizler ve sudan faydalanan kişilerin tecrübelerine dayanılarak anlaşılmıştır.Su devamlı kendini yenilemekte her zaman taze ve temiz olmaktadır.Su içme suyu olarak kullanılmamakta fakat mide ve bağırsak rahatsızlığı çeken kişiler tarafından rahatlıkla içilebilmektedir.

LETON ÖREN YERİ :
Kaş Fethiye yolu takip edildiğinde Kınık köyünü geçtikten 1 km sonra güneye ayrılan yol 4 km sonra Letoon’a ulaşır. Letoon ören yerlnde en eski insan yerleşimini gösteren izler M.O. 7. Yüzyıla kadar gider. Buradaki kalıntılar ve ele geçirilen kitabeler Letoon’un Ukya birliği döneminde politik ve dini bir merkez olduğunu göstermektedir. Antik kent merkezinde yan yana dizilmiş üç tapınak bulunmaktadır. Bunlardan en batıdaki tapınak Leto’ya daha küçük olan yapı Artemis’e en batıdaki tapınak ise Apollon’a adanmıştır. Bu tapınak yakınında buluna ve bugün Fethiye müzesinde sergilenen üç dilde yazılmıştır. (Likçe, Aremice, Gerkce) Kitabe Likya dilinin çözülmesinde yardımcı olmuştur. Leto, Ukya’nın baş tanrıçalarından biridir. Likya’da her zaman analık önderidir. 0 dönemde bu özellikleri ile başka hiçbir halka benzemezler. Tarihçi 1-leredot : “Bir adetleri vardır ki başka hiçbir ulusta rastlanmaz. Babalarının değil analarının adını alırlar. Bir Likya’lı Öbürüne kimlerdensin diye sorsa, kendi adından sonra anasının adını ve soyadını söyler. Eğer bir kadın yurttaş bir kölenin damı altında yaşıyorsa yasalar çocuklarını özgür sayar. Tersine isterse yurdun en önde gelen kişisi olsa, bir erkek yabancı bir kadınla yada köle bir kadınla yaşıyorsa, çocukları yurttaşlık hakkından mahsur kalır” diye bahseder. Anaerkil bir toplum, anaya bağlı kadına öncelik vererek yaşamış Likyalılar. Kadın onlarca her şeyin üstündeymiş. Kent yönetimleri bile kadınlar eliyle olurmuş. Verilen kararlarda kadınlar her zaman ortakmış, üstünmüş Ukyalılarca.

PYDNAE :
Bugünkü Kumluova köyünde kuzeye doğru gidildiğinde, Karadere yakınlarında birçok eski çağ tarihçisinin Pydnae, ya da Cydna diye adlandırdıkları yöreye varılır. Şimdiki adı Gavur Dağıdır. Burada sadece bir kale vardır. Fakat çok iyi durumdadır. 90 cm kalınlığındaki duvar, çok güzel poligonal taş işçiliği ile yapılmıştır. Kalenin bir doğuda biri kuzeyde olmak üzere iki kapısı ve düzensiz aralıklarla yükselen 11 kulesi vardır.


ARSADA :
Arsada, Xanthos vadisinin doğusunda, bir hayli yüksek eski Massicytus, şimdiki adıyla Akdağ’ın yamacındaki bir düzlükte kurulmuştur. Burada yükseklik 900 m’yi bulur, Hiçbir eski çağ yazarı, Arsada’dan söz etmez. Fakat varlığı yörede bulunan , yakınındaki Arsa köyünde adının süregelmesiyle kanıtlanmıştır. Kentteki kalıntıların günümüze kadar kalanı yoktur. Köyün içinde ve çevresinde birçok Likya mezarı bulunmaktadır.

ARAXA (Ören köyü) :
araxaFethiye ilçesinde 40 km uzaklıktaki Ören köyünde bulunmaktadır. Günümüz yerleşimi antik kentin üzerinde bulunduğundan eski kente ait kalıntılar yer yer ve pek az seçilmektedir. Antik kente yaklaşımda yolun kenarında kayalık bir yükseltinin yüzeyinde oluşan bir düzine kadar kaya mezan dikkat çekicidir. Antik kentten günümüze köyün biraz yukansında yüksekliği 6 metreye kadar ulaşan akropole ait bir kulenin varlığı ile köy evlerinin arasında çokgen kenarlı taş blokları ile yapılmış küçük kalıntıya ait duvarlar seçilebilmektedir. Eşen çayının kaynağı olur da, hiç efsanesi olmadan olur mu? işte karşımızda Zeus ile Leto.!...

Leto, tanrıların tanrısı Zeus’un aşkıdır. Çapkın Zeus’un kıskanç eşi Hera, Leto’yu rahat bırakmaz. Buna rağmen Leto Zeus’dan hamile kalır. Zeus’un karısı Hera, Leto’nun Zeus’dan olacak çocuklarını doğurmaması için elinden geleni yapar. Leto, Hera’dan korunmak için oradan oraya kaçar. En sonunda sürgün yaşamı Likya’da son bulur. Eşen ovasının doğu ucundaki Patara kentinde bir ağaca yaslanarak ikiz çocukları Apollon ile Artemis’i doğurur. Doğan çocuklarını Hera’nın şerrinden korumak için dağlara kaçar.

Bir pınar başında çocuklarını yıkarken çobanlar tarafından kovulur. Daha sonra kurtların yol göstermesi ile Xanthos çayına ulaşan Leto, susuzluğunu giderir. Burası Xanthos ırmağının doğduğu ovanın kuzeyinde Araxa’dır. Onun için Xanthos ırmağı Likyalı tanrı Apollon ile Artemis’in yıkandığı sular olarak kutsal sayılmıştır.

XANTHOS :
Fethiye — Kaş kara yolunun üzerinde Fethiye’ye 46 km uzaklıkta Kınık köyünün hemen yanında yer alan bir ören köyüdür. M.Ö. İİ. yüzyılda Likya birliğinin gerçekleştiği bir dönemde birliğin başkentidir. Eşen çayının yanında Kınık ovasına hakim tepeler üzerinde kurulmuş olan Xanthos’u iki kısımda gezmek ve incelemek mümkündür. İlki Eşen çayının kenarında sarpça bir kayalık şeklinde yükselen ve ufak bir sahayı kaplayan etrafı surlarla çevrili Likya akrapolü; ikincisi Likya akrapolünün kuzeyinde ilkine göre daha yüksek ve geniş olan Roma akropolü ile Likya akrapolünün dışında sur içinde kalan kesimdir. Kentin giriş kapıları sağlam durmaktadır. Yukarı düzlükte tiyatro ve hemen baş ucunda anıt mezarlar yer almaktadır. Xanthos kentinin en önemli anıtları Londra Brithish Muzeum’dadır. Bunlardan birisi tiyatronun kent girişi köşesindeki yerden alınan aslan anıtı Nereidler anıtı ve Harpy abidesidir.

Likyalılar özgürlüklerine bağımsızlıklarına çok düşkünmüşler. Ülkelerini ilk istila etmek isteyen Persler olmuş. Perslere karşı yurtlarını kentlerini savunmak için var güçleri ile çarpışmışlar. Tarihçi Heredot’un anlatılarına göre:

Pers ordusu başlarında Harpagos komutanları olduğu halde, Xanthos ovasına indiği zaman, Xanthoslular bitmez tükenmez kuvvetlere karşı, az sayıda güçleri ile dövüştüler. Ama yenildiler. Kadınları, çocukları, hazinelerini, kölelerini kaleye doldurdular. Alttan ve yandan ateşe verdiler. Öyle ki yangın kaleyi yerle bir etti. Bundan sonra birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak düşmana saldırdılar. Savaşta tek kişiye varıncaya kadar savaşarak öldüler. Bu ateşten yalnızca başka yerde bulunan Xanthoslular kurtulabildiler. Onlar şehri yeni baştan kurdular. Xanthoslular’ın savaştan önce uyguladıkları bir gelenek varmış. Savaşa katılmadan önce kentin belirgin ailelerinden örnek aileleri seçer, onları savaş başlamadan önce Marmara denizinin güneyindeki bu günkü Gönen yakınlarına gönderirlermiş. Böylece kentin topluca intiharı sonucu, aileler geri döner, kenti yeniden kurarlarmış. Bu savaştan sonrada böyle olmuş. Kent dışındaki aileler gelerek kenti yeniden kurmuşlar. Daha sonra Roma saldırıları olmuş ve yine yenileceklerini anlayınca toplu intihar etmişler. Romalı komutanlar Xanthoslular’ı kurtarmak için çok uğraşmışlar. Ancak 100-150 erkek kurtarabilmişler. Likyalılar özgürlüklerine düşkün, yiğit ve savaşçı bir halkmış. Komşularına saldırdıkları yada uzak ülkelere savaş açtıkları pek görülmemiş. Ama komşuları sıkıştıkları an onlara yardımdan da pek geri kalmamışlar. Hititlerle Mısır’a Kadeş savaşına katılmışlar. Homeros destanlarında anlatışı bulunan Troya savaşına Troyalılara yardım için katılmışlar. Batıdan gelen saldırılar için Anadolu’yu savunmuşlar. Gerek Troyalılar gerek Hititliler, Likyalılar’dan övgüyle bahsetmektedir. Hitit tabletlerinde Likyalılar’la ilgili geniş açıklamalar vardır.

PATARA (Gelemiş, Ovagelemiş, Kelemiş) :
[patara] Fethiye Kaş kara yolu üzerindedir. Xanthos’a 11 km uzaklıktadır. Likya bölgesinin en önemli şehirlerindendir. İskender’e kapılarını açan şehir özellikle onun haleflen zamanında deniz üssü olarak büyük önem kazanmıştır. Şehre üç gözlü zafer takı şeklindeki kapıdan girilir. Patara’nın en iyi korunmuş yapılarından olan tiyatro bataklıkla deniz arasında yamacın kuzeye bakan kısmında yer almıştır. Şehrin girişinde ve limanın kuzey kısmında Ukya tipi lahitlerden oluşan yüzlerce mezar vardır. Patara Ukya döneminin en önemli liman kentidir. Ovanın dağların ürününün Akdeniz ülkelerine dağıtıldığı yerdir. Patara ile ilgili bir efsane de şöyledir.

Apollon Patara’da doğmuştur. Leto ile tanrı Zeus’un oğludur. Apollon ile Artemis Leto’nun ikiz çocuklarıdır. Güneş ışığının ve aydınlığının tanrısıdır Apollon. Müzik ve güzel sanatların koruyucusudur. Apollonun ışık tanrısı olması nedeniyle adın ışık ülkesi anlamına gelen Likya’dan almıştır. Apollon Likya ülkesinde gezerken bir kız görür. Bu kız ırmak tanrısının kızı Defnedir. Bir su perisidir. Bu kız göğsüne bastırdığı çiçekleri kıskandıracak kadar güzeldir. Uzun ,beline kadar inen saçları güneşte pırıl pırıl parlamaktadır. Apollon kızı görür görmez aşık olur. Ak bulutlar arasında ana basının bırakarak yeryüzüne iner. Yaklaşmak istediği kız kaçar. Apollon Defne’yi ırmak boyunca kovalar. Defnenin yalvarmalarına dayanamayan babası toprak anadan yardım ister. Apollon Defne’ye yetişir. Tam sarılacağı sırada kızın ayakları toprağa gömülerek ağaç olmaya başlar. Önce ayakları sonra bacakları ağaç olur. Ağaç olduğunu gören Defne yalvarmaya başlar. Yakarır tanrıya “Hadi Apollon tanrı, kurtar beni! Yanan aşkınla ağaç olmamı önle” der. Tanrı Apollon aşkının bir ağaca dönüşmesini üzüntüyle izler. Karşısında kabuklaşan sevgilisinin altın saçlarının dallara, yapraklara dönüşünü izler. Onları kollarıyla çekerek çelenk yapar. Ondan bu yana sanatın sevginin güzelliğin ödülüdür Defne çiçekleri. Günlük yaşamımıza girmiş resme, şiire, öyküye konu olmuştur Defnenin güzelliği.

OENOANDA (İncealiler) :
Fethiye-Korkuteli karayolunun 60. km’sinde, İncealiler köyü’nün Kuzey üst kesiminde kuruludur. Antik kente köyden yaklaşık 1 saatlik yaya yolu ile ulaşılır. Oenoanda bir yerleşim adı olarak ilk kez Hitit metinlerinde geçer. Ancak antik kentten günümüze ulaşan kalıntıların en erkeni M.Ö. III yy.’dan daha önceye tarihlenemez. Kentin kuruluşuna dair bir mitolojide bilinmemektedir. Oenoanda asıl ününü M.S.II’yy.ın ilk yarısında kentte yaşamış Filozof Diogenes’e borçludur. Diogenes düşüncelerini uzun bir yazıt halinde kentteki kuzey stoanın duvarlarına kazımıştır. Ancak yapı yıkılıp parçalar dağılınca kentin her yerinde bu yazıttan parçalar bulunmaya devam etmektedir.

Antik kentten günümüze ulaşan en erken kalıntı kentin güneyinde yer alan M.Ö. 200 yıllarına tarihlenen sur duvarıdır. Sur duvarı son derece güzel taş işçiliği ve beşgen kulesi ile dikkat çekicidir.

Roma Döneminde şehre yukarı agorayı tepeden görecek konumda, olasılıkla Agustus Dönemine ait gotik bir tapınak inşa edilmiştir. Bu yapının içinde İmp. Agustus’a ithaf edilmiş bir yazıt bulunmuştur. M.S. 70 yıllarından itibaren Flavius Döneminde yukarı agoraya çıkan yolun güneyine şehirdeki iki gymnasion hamam kompleksinin küçük olanı inşa edilmiştir. Büyük gymnasion-hamam kompleksi ise M.S.140’larda kısmen Rhodiapolis’li Opramoas tarafından bağışlanan paralar ile yukarı agoranın batısına yapılmıştır. Yapıya daha sonra III yy.’ın başlarında sütunlu bir ön avlu eklenmiş ve yapı İmp.S eptimius Severus ile Caracalla’ya adanmıştır. Şehrin güneyindeki su kemeri de büyük olasılıkla Flaviuslar döneminde yapılmıştır.

Erken Bizans Döneminde şehir en büyüğü aşağı agoranın hemen doğusunda tapınağın yerine inşa edilen kiliselerin yapımına tanıklık etmiştir.

Kent, tepe yamaçlarına inşa edilen mezar anıtları ile çevrilidir. Tarihlenen mezarların hemen hemen tümü Roma Dönemine aittir. Bunların en büyüğü M.S. II yy.ın ikinci yarısında Licinia Flavilla tarafından yaptırılan Heroon’dur. Bu anıt mezarda L.Flavillanın soy ağacını veren bir yazıt bulunmaktadır ki bu yazıt ile Roma Döneminde Likya’nın Seçkinlerini tanımamız mümkün olmaktadır.